"Engel Sandığımız Şey, Bazen Sadece Bir Bakıştır"


Engelliler Haftası, sadece takvimde işaretlenen bir tarih değil; toplum olarak kendimize tuttuğumuz bir aynadır. O aynaya baktığımızda kimi zaman eksiklerimizi, kimi zaman da fark edemediklerimizi görürüz. En çok da “engel” kavramının nerede başladığını ve nerede bittiğini sorgularız.

Engellilik çoğu zaman fiziksel ya da zihinsel bir durum olarak tanımlansa da, asıl engelin bakış açısında gizli olduğu gerçeği çoğu zaman gözden kaçar. Bir insanı “eksik” olarak görmek, onu toplumun dışında konumlandırmak ya da yeteneklerini sadece sınırlarıyla tanımlamak, aslında en büyük engellerden biridir. Oysa her birey, sahip olduğu özelliklerle birlikte değerlidir ve toplumun ayrılmaz bir parçasıdır.

Benim için bu gerçek, ders verdiğim el sanatları kursumda her gün yeniden anlam kazanıyor. Engelli bireylerle bir araya geldiğimizde, ortaya çıkan şey sadece bir el emeği değil; sabrın, azmin ve yaratıcılığın somut bir ifadesi oluyor. Kimi zaman bir alçı parçası şekil buluyor, kimi zaman bir kumaş hayat buluyor, kimi zaman da küçük bir boncuk büyük bir emeğin hikâyesine dönüşüyor. Her çalışma, “yapamam” denilen yerden “yaptım” noktasına uzanan bir yolculuğun izi oluyor.

Bu süreçte en çok dikkat çeken şey, engelin aslında öğrenmeye, üretmeye ve paylaşmaya engel olmadığını görmek oluyor. Yeter ki insanlara fırsat verilsin, alan açsın ve inançla yaklaşsın. Çünkü yetenek, çoğu zaman görünür değildir; doğru koşullar oluştuğunda ortaya çıkar.

Toplum olarak yapmamız gereken, engelli bireyleri yalnızca özel günlerde hatırlamak değil, hayatın her alanında onlara eşit şekilde yer açmaktır. Eğitimde, sanatta, iş hayatında ve sosyal yaşamda… Onları “yardıma muhtaç” olarak değil, üretken, değerli ve güçlü bireyler olarak görmek gerekir.

Engelliler Haftası bize bir kez daha hatırlatıyor ki, gerçek engel bedenlerde değil, zihinlerde oluşur. Ve o zihinler değiştiğinde, toplum da dönüşür. Daha kapsayıcı, daha anlayışlı ve daha adil bir toplum mümkün olur.

Her insanın bir hikâyesi vardır; bazıları daha sessiz yazılır, bazıları daha görünür. Ama hiçbir hikâye diğerinden daha az değerli değildir. Önemli olan, o hikâyeleri birlikte okuyabilmektir.

Mavi Yıldırım