MANEVİ KÖPRÜDEN SOSYAL UÇURUMA…
Ahmet Berhan Yılmaz

Ahmet Berhan Yılmaz

MANEVİ KÖPRÜDEN SOSYAL UÇURUMA…

18 Mart 2026 - 12:34

Şehri, insanları, sofraları, cami cemaatini, hayatın akışını olumlu yönde değiştirmesi
gereken ramazan ayında akşam ezanı zenginin de, fakirin de evinden duyulur fakat
birine zevk, haz ve yemekten, içmekten tatmin olmuş nefisler, diğerinin yüreğine acı ve
midesine açlık dolu iki ayrı tecrübe bırakır.
Zenginler, makam sahipleri, siyasetçiler için oruç geçici bir mahrumiyet deneyimidir.
Gün boyu süren açlık, akşamında ziyafetle sonlanacağını bilmenin verdiği güvenle
yaşanır ve Ali Şeriati’nin "Senin orucun, yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir"
sözünü doğrularcasına çeşit çeşit yemeklerle, tatlılarla, içeceklerle taçlanan sofraların
heyecanı, iftar sofrasındaki zevkin ve hazzın beklentisiyle oruçlar tutulur.
Ramazan ayı ise amacından saparak gösterişli davetler, ilahiler, şarkılar, türküler
eşliğinde israf içindeki zengin sofralarda, lüks mekânlarda bir araya gelinen sosyal
etkinlik günleri haline gelmiştir. Bu durumda orucun özünde olması gereken tevazu ve
açlık, yerini iftar sofrası için görkemli ziyafet hazırlıklarına bıraktığında, ibadet yerini
sosyo-kültürel ritüele bırakır.
Fakirler için ise iftar sofrası; hayatında sürekli yaşadığı açlığın ve yoksulluğun
devamı olan hüzünlü bir sofrada, çocuklarına mahcup, yüzü yerde ana, baba ve belki
sadece çorbayla geçirilen bir zaman dilimi, oruç ise sadece gündüz açlığı değil, yılın
geri kalanındaki darlığın da adıdır.
Fakir ve zengin sahur için aynı vakitte sofraya otururlar, ama sahur, zenginin evinde
çeşit çeşit yiyeceklerle iftarda olduğu gibi nefsinin emrinde hazırlanmış bir sofrada
geçirilen haz dolu bir zaman dilimi, fakirin evinde ise belki sadece bir bardak su ve kuru
ekmek ile yarını düşünmenin ağır sessizliğidir.
İşte bu sebeplerle ve bu şekliyle, söylendiği gibi, Ramazan asla zenginlerin fakirleri
anlama ayı olamaz. Belli saat aralığında aç kalmakla ve iftarda yiyeceğini bildiği çeşit
çeşit yemeklerin, çeşit çeşit tatlıların ve içeceklerin hazzıyla zevke dönüşen oruçlar ile
zenginlerin fakirleri anlayabilmesi mümkün değildir.
Aslında baktığınızda israf sofralarıyla, israf davetleriyle tok olanları daha tok, aç
olanları ise daha aç hale getiren günümüz ramazanları sofrada, sokakta, okulda,
hastanede somutlaşan sosyal adaletsizliği daha görünür kılar. İnsanları eşitler gibi
görünen açlık ise eşitsizliği, adaletsizliği çok daha belirgin hâle getirir.
Çünkü zengin için orucun getirdiği açlık geçici ve zevkli bir mahrumiyet, fakir için
ise hayatın sürekli acı veren ve değişmez gerçeğidir. Çünkü parası olana açlık zevk verir,
olmayana ise acı.
Bu noktada İslam’ın paylaşım emri olan zekât, fitre, sadaka gibi toplumsal dengeyi
kurma ve sosyal adaleti sağlama çağrısı devreye girer ama bilinmelidir ki zenginle fakir
arasındaki uçurum fakirin onurunun korunduğu, gösterişe, reklama, çıkarcılığa,
tarafgirliğe dayanmayan, insanların gözüne, gözüne sokulmadan yapılan bilinçli bir
infak ahlâkıyla azaltılabilir.
Aksi halde oruç; kibri, merhametsizliği, vicdansızlığı, ahlâksızlığı, insanı
dönüştüremeyen, iftar ve sahur sofrasında yapılan israf ile nefsin, kibrin doyurulduğu,
midelerin doldurulduğu, kendisine her türlü lüks yiyeceklerin fakirlere ise makarnanın,
bulgurun layık görüldüğü zalim bir eyleme dönüşür.
AHMET BERHAN YILMAZ

Bu yazı 7 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar